geceyarısı konuşmaları-1

Yıkıyorum yüzümü, çıkmıyor suratımdan karanlık. Ellerime bulaşıyor gece. Satır aralarına gizlenmeyi kabul etmeyen bir siyahlık var sanki gördüklerimde. Sessizlik susturuyor çıkardığım her sesi. Ağzımdan fırlayan her kelime, sokaktaki bir adamın ıslığı kadar yalnızlaşıyor sanki havada. Hoş, duyulsa daha da fena. Teslim olmak geliyor artık içimden, korkulan rüyalara.

***

“Neden nefret ediyorsun bu kadar?” diye sordu yanındaki çocuğa. Çocuk omuzlarını silkti ilk başta, söyleyecek şey bulamamış gibi bir hali vardı sanki. Adam tekrarladı, “Bir sebebi olmalı mutlaka.” Çocuğun soğuk yüzündeki ifadeden anlaşılan, bir sebep bulmaktan çok bahane aradığıydı sanki. “Sevmemek yeterli bir sebep bence nefret etmek için” dedi. Adam derin bir nefes aldı duyduğu cevaptan sonra. Çocuğun söylediklerinin yalnızca bir bahane olduğunun farkında gibiydi, fakat nasıl olduysa, nefret kadar kesin bir duygu için yeterli bulmuştu çocuğun savunmasını. “Peki bu nefret kolaylaştırıyor mu yaşamanı?” diye sordu adam. Halbuki sevmediği her şeyden nefret edip etmediğini sormalıydı bana kalsaydı; sonuçta hiç kimse bu kadar nefreti barındıramazdı içinde, ama sormadı. Fakat farklı bir şeyin peşindeydi. Çocuk çözülüyordu sanırım, soğuk ifadesi yüzünü yavaş yavaş terkediyordu. Yanlış yapmadığı konusunda inandırılmaya ihtiyacı olan birine benziyordu git gide. “Hayır” dedikten sonra bir süre duraksadı ve devam etti, “Fakat bazı şeyleri kolaylaştırmıyor diyemem”. Adam çocuğun bahsettiği şeyin ne olduğunu çok iyi biliyordu belli ki. O görmeye çok alışık olduğumuz halden anlayan tebessüm kapladı yüzünü. “Kendini de sevmiyorsun pek değil mi” diye sordu? Çocuk, bu kez kendinden emin bir şekilde, “Kendini sevenler bencil insanlardır, kendimi sevmeyerek yanlış yapmıyorum bence” dedi. Adamın yüzündeki kıvrımlar hafif bir tebessümden çok çocuğun cehaletine karşı bir gülüşe dönüşmüştü artık. En azından öyle görünüyordu. “Onu sevmiyor olmanın sebebi, aslında kendini sevmiyor olman. Nefretin de aynı şekilde yalnızca bu yüzden. Bunu farkettin mi hiç?” diye sordu, yüzündeki neredeyse aşağılayıcı olan gülüşü bitirdikten sonra ekledi; “İnsan sevmediği şeylerden, yalnızca kendisiyle ilgiliyse nefret eder.”

Çocuk kendisinden hiç beklenmeyecek bir olgunlukla konuşmaya başladı, “Biliyorum. Kendimi sevmediğimin gayet farkındayım. Zaten bu gerçeği bana unutturmamak için buradasın sen de. Bana acı çektirme faslın bittiyse eğer, bence artık gitmelisin.” Çocuğun cümlesini bitirmesiyle birlikte adam birdenbire yok oldu. Ne bir ses ne de bir başka şey. Çocuk onları dinlediğimin farkındaymışçasına bana döndü ve her şeyin onun suçu olduğunu söyleyip özür diledi benden. Anlamsız bakışlarım arasında uzaklaşırken bu kez başını çevirmeden bağırdı, “Unutma! Hepimiz birbirimize benziyoruz.”

Bir Cevap Yazın