kardelen

Kader denilen şey öyle karmaşıktı ki, zamanın içine gizlenen bilmecelerden her insan farklı ve doğru bir cevap çıkarabiliyordu. Fakat bununla birlikte hepimiz ısrarla hata yapmaya devam ediyorduk. Kendimize zarar veren hatalar… Bundan yıllar sonra belki de hatırlanamayacak kadar basit şeyler için birbirimizi üzebiliyorduk mesela. Tüm bu karmaşa içinde gayet basit ve kesinliğiyle bile çekici olan ölüm vardı bir de. Varoluşundaki zıtlıkla Oğuz Atay’ın söylediklerini hatırlatıyordu bana, “Bir durumdan başka bir duruma nasıl geçtiğimi zaten bir türlü kavrayamam. Mesela, karanlıktan sonra birdenbire nasıl aydınlık olur, albayım? Siz hiç görebildiniz mi?” Sanırım bu gri geçişlerden sıyrılmış birkaç şey vardı insanın kaderinde. Ve yalnızca o birkaç şeyden birisi olan ölüm böylesine bir kesinlik ve keskinliğe sahipti.

***

Yorgun gözleriyle pencereye bakıyordu. O kadar dalgındı ki, seyrettiği şey, sonsuzluğa açılan penceresinden görebildiği, ağaçlar ve bulutlar mıydı yoksa özgürlüğünü sınırlayan camın bizatihi kendisi miydi emin olamıyordum. Aynı durum ona karşı hissettiğim sevgide de vardı sanırım. Kalbim, göğüs kafesimin içine hapsolmuşken, hissettiğim sevginin sınırı yoktu. Ve üstüne üstlük öylesine saydam bir sevgiydi ki, onun da bu konuda en ufak bir şüphesi olmamıştı hiçbir zaman. Onun bakışları daima böyleydi. Gözlerinin değdiği yerin ve kimsenin ötesini gören bir hali vardı.

Beni zaman zaman telaşlandıran bir bakıştı bu aslında. O, her şeyin ötesini gören bakışları bana doğru yönelse bile, bazen benden de öteye doğru uçuveriyordu sanki. Böyle vakitlerde onun, ömrü tek bir gün olan küçük bir kelebek gibi korkuyla ve heyecanla baktığını hissediyordum sanki. Heyecan, gözlerine; korkuysa tüm bedenine hakim oluyordu.

Bir seferinde geceye rağmen kaldırımları bile aydınlatacak kadar aydınlıktı dışarısı. Yağan yağmurun biriktirdiği küçük göletler her küçük huzmeyi onun gözlerinin içine doğru itiyor gibiydi. Gözlerine koca bir dünya sığabilir diye düşünmüştüm o an. Bu hislerle bakarken gözlerine, tüm o parıltının içinde beni izlediğini fark etmiştim.

Sanırım o günden sonra onun gözlerinde kendime bir yer edindiğimi fark ettim. Çok keskin bir farkına varış değildi bu. Ölüm gibi değildi yani, belki büyümek gibi, belki de yeni bir sabahın doğuşu gibi.

Söyleyin, siz de görmüyor musunuz kardelenleri?

Bir Cevap Yazın