gidecek elbet

Giden sevgili gibidir dökülen saçlar. Her dökülen saç gelecek ayrılığın habercisidir. Bilir insan da, kabullenmez; kabullenemez. Bir umut bekler belki gitmez diye. Ama genelde biri beklemeye devam ederken diğeri gitmeye devam eder. Bazen gerçekleşmese bile ayrılık her baktığınızda aynaya buruktur birliktelik yitip gitmiştir o eski günler.

Tabi bir de yalnız olmaktan mutlu olduğunu iddia edenler vardır. Kel karizmasıdır o. Ne kadar gerçek, o kadar karizmatik.

gelemem anne

Özledim seni anne. Olmaz sanmıştım ama özledim. Bilirsin beni anne. En iyi sen bilirsin. Gideceğim zaman bir yere, çıkmadan önce o kapıdan kaç kere gelirim yanına. Kızarsın her seferinde “sorumsuzsun” diye de bir kez olsun bırakmazsın beni kendi halime. Ama bilirsin ki çıktığımda babam kadar kuvvetli o kapıdan, dönmem bir daha geri. Unuttuklarım evde kalmıştır.

Çok özledim seni anne. Boğarcasına sarardın ya atkımı boğazıma, daraltmanı özledim anne. Telefonla aramanı özledim ilk defa gurbete gittiğimde aradığın gibi. Ben yine düzensizim anne dört bir tarafa dağılmışım kıyafetlerim gibi de, ne toparlanabiliyorum ne de katlanabiliyorum yokluğuna.

Özlediğini biliyorum anne, sessizliğimi; odama girdiğinde ismimi söylemeden daha, günaydın anne dememi özledin biliyorum. Tembelliğimi özledin. Söylemek için fırsatım var diyerek ertelediğim cümleler kadar üşengeç tembelliğimi. Üçlü koltukta otururduk da yatardım dizine okşardın saçlarımı, bugün dökülen saçlarımı özledin.

Ne güzel söylerdik annem o şarkıları beraber. Sertti babamın sesi uymazdı sanki hiç bizimkine. Ama onu da dinlemeyi severdik.

Hep söylerdin ya annen başkadır diye. İnanırdım da anlamazdım annem. Korkuyorum şimdi anne, gözlerimde var bir deli cesaret ama korkuyorum gözlerime sen gibi bakmak isteyenlerden. Kayıtsız sevdin annem şartsız. Canını sıksam kızardın belki de etmezdin tek bir beddua. Korkuyorum anne dik dur derdin ya hep bana, kırarlar beni anne. Korkuyorum.

Ama gelemem anne. Çok özledim seni. Öylesine bir söz değil bak bu, hakkın var ya bu canda, canımdan çok seviyorum seni. Ama gelemem anne. Kapattım kapıyı bir kere, çıktım artık evden. Telefonum her çaldığında aklıma gelir geç kalma diyişin ama gelemem. Bak geldim işte kapının önüne ama giremem anne. Bekleme balkonda anne gir içeri. Gidiyorum ben. Bakma camdan anne. Bakarsan eğer bilirim içeri gelemeyeceğimi ama engel olursun bana gidemem uzaklara…

mezarlık

Biten bir aşk ya da hiç başlamayan bir tanesi veya uzak bir hayal, gömmek mümkündür her birini. Ama nereye senin olan kalbe mi? Bir kez gömersen beyninin enkazını kalbine, adı kabir olur oranın. Ve içinde mutluluk olan hiçbir an’ı orada yaşayamazsın. Mezarlıklarda mutluluğa yer yoktur.

hatıra

Küçük bir ayrılıkla başlar bütün yalnızlıklar. Ses çıkarmadan ve geriye bakmadan fakat tereddütle atılan adımlarla. Başlarda her şeyden kaçacak kadar acizliğe sebep olur. Bu seferki daha tereddütlü bir yürüyüştür. Kalbin yarısı yâre bırakılır ayrılıkta, bütün dostlarınsa kalpleri alıp götürülür.

Kızılay’dan Kız Kulesi’ne uzayan, acı veren, çok acı veren, yol boyunca geriye dönebilmek için sessiz yakarışlarla ruha zulmedilen, belki de bütün hayatın seyrini en ağır şekilde tahrip eden beş saat.

***

Ayrılığın izlerini silecek kadar iyi dostlarınız vardır artık ama gecelerde hala tek başınasınızdır. Salacak’ta gökyüzüne nemli fakat ağlamayı kendine yakıştıramayan gözlerle bakıp her yıldıza duman üfleyen bir beden vardır ortada.

Belki en başında gözlerden bırakılabilseydi yağmur taneleri… Hala emin değilim ama her şey değişebilirdi.

O günlerde sizin için anlam taşımaz Kız Kulesi’nin yalnızlığı, tanıktır sadece ciğerleri öldüren dumanlarınıza. Ve aylarca tek gerçek dostunuz olan Kız Kulesi’ne ufak bir tekneyle vardığınızda tek acı çekenin siz olmadığını buruk bir mutlulukla anlarsınız. Sonraki günler Ankara’da bıraktıklarınızı değil İstanbul’da bulduğunuzu düşünmekle geçer. Artık İstanbul bütünüyle anlamlıdır.

***

Geçen iki yılda İstanbul’da bulduğunuzu sandığınız da sizin olmadan kalpte ikinci yarayı açmıştır.

Kaçma hakkınız yeniden doğmuştur. İstanbul’u da terk etme vakti gelmiştir.

 

***

Şimdi elimde küçük bir çantayla Türkiye’nin değil gençliğimin başkenti olacak şehre gitmek üzere evimin önündeyim. Tek gerçek dostuma ödemem gereken bir borç var. Kız Kulesi’ne selam veriyorum. Aslında hep aynı şeyi yapardı ama bana cevap vermemesi üzdü beni. Trenim 10.40 da kalkacak. Haydarpaşa’ya yetişmeliyim. İstanbullu olarak İstanbul’da geçireceğim son dakikalar bu vagonda yaşanacak. Ve şimdi şunu anlıyorum: aslında Salacak bana ilk kez cevap verdi… Yalnızlık ağlamak değil susmaktır. Ve çaresi yalnızlığa sebep olandır. Sensiz gecelerin şarkısında söylediği gibi ‘gel kurtar beni senden’.

~~~

gece

Bizim bulut gibi gözlerimiz

Yağmurdan gözyaşlarımız vardı

Ağlardık

Şemsiyesini açardı herkes

Kaldırımlar olurdu dert ortağı